angunhalil @ gmail.com

Bugünlerde ana muhalefet partisi başta olmak üzere tüm muhalefet “128 Milyar Dolar Nerde?” hükümete sorusunu sorarken bu yazıyı kaleme almam gerektiğine karar verdim.
Haklı olarak vatandaş ve siyasetçiler 128 milyar dolar neredeye odaklanmış durumdayız. Paranın ya da dövizin nereye gittiği ile ilgili bir sorunun peşinden koşturuyoruz.
Ana muhalefet partisi CHP'nin yapmış olduğu bir siyasi propagandadır aynı zamanda. Soru sorma hakkı var. İtham ve İftira olmadığı müddetçe her türlü soruyu sorma siyasi partiler kanunun. Anayasanın tanımış olduğu temel bir haktır. Gerek TBMM' de soru önergesi olarak. Gerekse de meclis dışında her türlü çalışmayı yaparak muhalefet görevini yerine getirerek. Ülkenin gidişatı hakkında hesap sorma hakkına sahiptir.
İktidara bu soruları sormayı, pankartlar asmayı, il binaları, ilçe binaları ve sokaklardan bilbordlarda bu pankartları indirtmesi demek, Siyasette yeni bir aşamaya girildi. Ana muhalefete propaganda yaptırtmayan bir iktidarın seçim garantisi yoktur. Doğal olarak son yaşanan olaylar ile aklımıza böyle sorular gelmektedir. Bu sadece muhalefete bir soru sormayı engelleme değil. İktidarın muhalefete muhalefet yapmanın önünün kapatılıp siyasi tıkanmadır aynı zamanda.
Peki, Muhalefet soru soramayacaksa, muhalefet görüşünü açıklayamayacaksa, muhalefet topluma veya seçmenine kendi görüşlerini ulaştıramayacaksa o zaman seçim nasıl yapılacak? Seçmen iktidar ile muhalefet arasında nasıl bir seçim yapacak?
Demokrasilerde propaganda araçları sandıkta siyasi partilerin bir yarış halinde olma halidir. İktidar bu hamle ile pankart ve billboard afişleri indirterek, hem de Devlet, savcılık ve Valilik kanallar ve emirleri ve polis eli ile muhalefetin propaganda hakkını devletin eli ile engelledi.
Demokrasi dediğimiz zemini ortadan kaldıran, muhtemel ve olası bir sandığa İstanbul seçimlerinin tekrarlanması ile zaten bir gölge düşmüştü. Sandığın tümü ile ortadan kaldırılacağına yönelik bir yaklaşım hasıl olmuş vatandaşta.
Siyasette iktidar cephesi bu yönünü hiç dert edinmiyor. Sadece bir CHP'nin pankartı imiş gibi bir hava oluşturuluyor.
Çok abartmıyor mu? Acaba diyerek bir çok yazarın gerek köşe yazıları gerek haber programlarını takip ediyorum. Genel kanı, devletin bir parti devletine dönüştüğü yönünde.
2023 seçimlerinin Devlet ile Millet arasında geçeceğe benziyor. Aslına bakacak olursak bu pankartların yargının eli ile polis teşkilatının yönlendirilmesi ile propagandanın yasaklanması demek, Secimin Devlet ile Millet arasında geçeceği tezimin ortaya çıkmış hali. Bir tarafta Devlet var bir tarafta da Halk var. Halkın temsilcisi pozisyonunda muhalefet var. Halkın temsilcileri olan muhalefetin soru sorma hakkı Devlet tarafından ellerinden alınmaya çalışılıyor.
Peki, bu sadece pankart engellemesimidir? Hayır burada Devlet top yekün seçime girecek demektir. Sandıkta Demokraside onların kontrollerinde, manipülasyon onların kontrollerinde olacaktır. Demokrasilerde seçimler partiler arasında olur. Partilerin yarışında olur. Halk toplum sandığa giderek o partilerden birini seçerek Devleti yönetmesine karar verir.
128 milyar doları heba eden, dağıtan ve koruyamayan bir hükümetin ülkenin, hakkını, hukukunu ve en nihayet “bekasını” koruyabileceğine kim inanır?
İddialar doğru ise 128 milyar doların iki ay içinde ortadan kaybolması, hükümetin ekonomiye dair aldığı tüm kararları şüpheli hale getirebiliyor.
Bu şartlar altında yapılan, yapılmakta olan ve yapılacak projelerin hesaplarına itimat edilemez. İki kanal İstanbul parası kadar döviz rezervini heba eden, rant çevrelerine, dış güçlere, faiz lobisine ve içeride özel güçleri sayesinde döviz/TL pozisyonu alıp para vuran fırsatçılara yediren bir idarenin ekonomiye dair kararları artık sadece kaygıyla tanımlanabilir. Vizyonla, yatırımla, kalkınmayla değil…