semihgul25 @ hotmail.com

Değerli okurlarımız, kitap çalışması adı altında pratik yapıp çalışmaları bir aşamaya getirmek için kurgu ve gerçek karışımı bölüm bölüm yazı yazıp sizlerle paylaşacağız. Beğenmeniz temenniyle...
Gözlerimi açtığımda saat 7'ye geliyordu. Trenin kalkmasına henüz 1 saat vardı. Mutfaktan gelen sesle annemin kahvaltı hazırlıyor olduğunu anlamıştım. Bir an aklım lise yıllarıma gitti. Çoğu sabah annem otlu peynirli, gözlemeli kahvaltı sofrası kurar ve baraber kahvaltı yapardık. Yataktan kalkmak istemiyordum, ancak treni kaçırabilirdim. Ah uyku ah. Hep sevmişimdir seni. Ani bir hareketle ayağa kalktım ve lavaboya doğru yürüdüm. Elimi yüzümü yıkadım. Gözüm bir an lavabo aynasına kitlendi. Göz kenarındaki hafif kırışıklar belirmeye başlıyordu sanki. Bir an durdum, dalar gibi oldum. Annemin, oğlum hayde acele et, treni kaçırmayasın sesi ile irkildim. Annem haklıydı, dalmanın zamanı değildi. Aynanın yanındaki asılı havlu ile yüzümü kurundum. Sofraya oturdum. Annem çayı doldurmuştu bile. Ah anne hep öyle yapıyorsun. Biliyorsun ki sağuk çay sevmem ben. Annem, hayde oğlum acele et, bak vakit daralıyor diye söylenmeye başladı. Tamam, tamam anne yetişirim, tren garı şuracıkta zaten. Yine o liseli yıllara gittim geldim o gün. Bugün neler oluyor bana böyle, hep eskiye gidiyorum diye kendimi bir an yokladım. Sonra annemle göz göze geldim. Ne zaman döneceksin diye sordu annem. Bilemiyorum anne, bakacağım erken gelmeye çalışacağım dedim. Gerçi ben de ailem de gurbete alıştık. Ama anne işte, bilmek istiyor. Bir bardak çay, bir bardak çay daha derken vakit daralmıştı. Kahvaltıdan sonra çay sigara fena olmazdı aslında. Ama hakikaten zaman daralmıştı. Allah'tan bavulumu akşamdan hazırlamıştım. Ve veda zamanı gelmişti. Anne hayde Allahaısmarladık diyerek elini öptüm. Annem aslında duygusal ama güçlü bir kadındı. Güle güle oğlum, bizi ara gittiğinde dedi. Sesi titriyordu, evet gözleri dolmuştu. Ben de karşımda ağlayan birini buldum mu dayanamam, hele hele bir kadınsa ağalayan, üstelik o kadın da annemse. Hiç çaktırmamaya çalıştım. Annemin durumunu fark ettiğimi hissettirsem, biliyordum ki ikimiz de kötü olurduk. Tamam anne merak etme beni, ulaşır ulaşmaz ararım seni dedim. Annemin arkamdan beni izlediğini biliyordum, aslında arkaya bakmak istedim ancak kendime güvenemedim. Sabah sabah lise yıllarına gitmeler, göz kenarındaki kırışıklıklar ve annemin son hali bende duygu zirvesi yapmıştı. Biliyordum ki arkama baksam, dayanamayıp ağlayacağım. Ve o yüzden yoluma devam ettim. Sokak bitiyor ve ana caddeye giriyordum. Sabahın erken saatiydi. Günlerden cumartesi günüydü yoksa öğrenci ve memurlar o saatte sokakta epey olurdu. Saatime baktım, yıllardır bana eşlik eden saatime. Dakikalar kalmıştı, trenin kalkmasına. Adımlarımı hızlı hızlı atıp gara yetişmeliydim. Biraz daha yaklaşmıştım Tren Garı'na. Saat kulesi kavşağı görününce müthiş bir kalabalık ilişti gözüme. Aman Allah'ım bu saatte bu kalabalık da neyin nesi. Kalabalık gittikçe artarken benim de merakım artıyor ve olan biteni anlamaya çalışıyordum. Kalabalığa yaklaştıkça göğsümün daraldığını hissediyordum. Müthiş bir acı ve üzerime anlam veremediğim bir kasvet çökmüştü. Her bir adım bana bir gün gibi uzun geliyordu. Bavulumun ağırlığı iki belki üç katına çıkmıştı. Dayan biraz daha dayan diye kendimi teselli ediyordum. Kalabalığa iyice yaklaştım. Mesafe kısaldıkça uzuyor gibiydi. Kalabalığı yararak ilerlemeye devam ettim. Ve...